Fizik Vize I

kaynak: serway-beichner fen ve mühendislikler için fizik kitabı
soru:Bir kadın bir binanın 17.katından 144 ft (yaklaşık 44 m) düşüyor (oha! abi bu nasıl soru top falan atarlardı eskiden maksimum) ve düştüğü kutunun üzerinde 18 inç (yaklaşık 46 cm)derinliğinde ezikliğe neden oluyor(neden oluyor?? ha canım kutu ya… kadını sevmiyoruz sanırım..kutu için mi üzülüyoruz abi kadın nerde?).Kadın hafifçe yaralanıyor(hee hafifçe yaralanıyormuş ya ölmemiş işte talihsizlik..neyse belke başka bir soruda araba çarpar).Hava direncini ihmal ederek (bu garibanı da bir kere iplediklerini görmedim),
a) kutuya çarpmadan hemen önce kadının hızını,
b) kutuyla temas halinde iken ivmesini ve
c) kutunun ezilmesi için geçen zamanı hesaplayınız.
..
..

(bir dakika! bu kadar mı yani? hepsi bu mu hesaplayacaklarımızın? kadının hastaneye ulaşma süresi, ambulansın 100km/h hıza ulaşma süresi gibisinden sorular yok mu? tüm ilgilendiğimiz kutu mu yani? bu nasıl bir bakış açısıdır, bu nasıl bir sorudur?)

fizik sınavına 2 gün kaldı…

Güncelleme:Sınavdan 67 aldım…

11 Kasım.

Durdu kız. Ya rastlaşamazlarsa bir daha? Koca şehir, sayısız hikaye sayısız senaryo var. Ya kaybolurlarsa birbiriyle ilintisiz iki tanesinin arasında? “Olmaz böyle” dedi kız kendi kendine. Dayanamadı daha fazla aklı arkadayken öne gitmeye çalışmaya. Döndü çocuğa baktı. “Arkamda bırakamam onu”. Gülümsedi biraz. Elini uzattı. “Tutar mısın” diye sordu.
Çocuk duraksadı. Emin olamadı. “Niçin” diye sordu. “Elimi tutmayınca olmuyor” dedi kız. “Peki” dedi çocuk elini uzattı. Kızın eli titriyordu sanki. Durdular. Çocuk kıza baktı. Onu bir iskemleye oturttu. Eğildi yanına saçlarını okşadı. Gözlerinin içine baktı, “Korkma” dedi, “Önüne yalnızca ışığı açmak için, arkana yalnızca yaslanman için geçeceğim. Ne önüne engelim ne peşinden kovalayan, yerim yanın.”. Uyudu kız çocuğun avucunda. Çocuk bırakmadı.
Sabah oldu. Çocuğun avucu boştu…

Karanlık.

Serindi evin içi ama kalkıp pencereyi kapatacak gücü bulamadı kendinde. Hareketsiz duramazdı uyku gözlerine az da olsa akana dek. Şimdi büyük bir ızdırap veriyordu ona bu kıpırtısı, bedeninden daha ağır ve ağrılı başı sebebiyle.

Zorlu bir mücadele verip doğruldu, daha da zorlusunu tamamlayıp ayağa kalktı, pencereye yöneldi. Önce yüzüne sonra da açık düğmelerinden içeri sızıp boynuna ve civarına vuran serin hava nefesini tazeledi bedeninde hafif bir ürperti dalgalandırarak. Soğuyan alnı yeni bir boyut katıyordu baş ağrısına. Pencereyi kapadı. Camın ardında seyredurdu dışarıyı.
Ufuk çizgisinin yukarısında olabildiğince mat ve huzurbozan cansızlığıyla gri hakimdi. Aşağısına ise siyah. Birbirinin içine geçmiş zar zor seçilen karartılar dikkatini çekti. Siyahın da tonları olduğunu düşündü. Kendine bir yer aradı siyahın yelpazesinde. Hangi tonuydu acaba karanlığın, içini kaplayan zifir hangi koyulukta vurmuştu bedenine?

İyi gece.

Çapı ufak bir hacme yayıldı anahtarın özgün tınısı. İçeri girdi. Burun odacıklarından içeri süzüldü hamuru ince telli bir hüzünle yoğrulmus ve henüz soğumamış, hala canlı bir hasret. Ayakkabılarını ve ceketini çıkardı eş zamanlı. Işığa ve sese doğru ilerleyince televizyonu kapatmaya çekinmiş ve üçlü koltukta öylece uyuyakalmış kadınını gördü. İçini dışından zerre gizleyemeyen saflık ve dokunulduğu takdirde kırılacakmış hissi veren masumiyet ile donanmış bu dişi figürü seyretti, belki bir asır belki birkaç dakika…”Canım” dedi canı kadar içinden, “seni çok seviyorum” duasını okumaya geçtiğinde altın saçlarını okşuyordu eli…