Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya

Islanınca güzelleşiyor sayfalar, yağmura banmak lâzım kenarlarından, .

Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya ama bahar günlerimiz vardı yine de felekten çaldığımız. Pullara basmadılar hikâyemizi belki ama mektuplarımız vardı yaktığımız.

Fena esiyor bu gece şarkılar, radyoyu kapatmak lâzım tutulmadan.

Reklamlar

Havalar güzel.

Havalar güzel.

Tropik arkadaşlar var yanımda, hindistan cevizine düşüyorum bu akşam. Ortaya da palmiye yaprağı söyledim, müzik ateşlenince iyi gelir serin serin. Kesmezse de bir şişe yağmur açarım artık.

Keşkelerden bir deniz var ayaklarımın ucundan başlayıp göklere varıyor.
Arada çerez niyetine bir iki hatıranın kabuğunu açıp denize atıyorum, zaman dalgalanıyor. Evet çevreme zarar veriyorum. Mavi vardı benim çok güzel, yeşilim vardı, hiç koruyamadım.

Hayat işte! Kim bilir daha neler… Samandan ceketimi omzuma vurdum, ateşin başında sallanıyorum şimdi şarkılarla.

Ayakların kum dolarsa aklında olsun; iskarpinleri çıkar, çorapları çıkar, paçaları sıva ve ufak ufak yürü suya doğru. Her adımında af dile.

Büyüdüm.

Kurşun kalemin farklı, beni çeken bir kokusu var.

Yanımda fotoğrafı yok kimsenin, öyle sahneler gelip geçiyor aklımdan yalnızca. Yalnızca dudaklarımı hissediyorum. Nefesim kesiliyor, satır sonuna sığmıyor ve uyanıyorum. Kurudum, çatladım.
En sonunda doğru manzaranın içindeyim. Koca bir şehir dolusu soğuk. Olduğum gibi görünüyorum artık ve çoğu zaman yürüyorum.
Bak, büyüdüm, kocaman bir hayalet oldum. En çok siyah ve beyaz giyiniyorum.
Dün yağmuru seyrediyordum, bugün güz oldum ben. Tanıyabilir misin beni sokakta görsen?