Şimdi bana kaybolan mumlarımı verseler.

Daha çok nefes ekmek lazımdı bu sayfaların toprağına ama hep saçların dolandı parmaklarımın arasına. Oysa bana kaybolan mumlarımı verseler şimdi, yakar mıydım seni, kendimi, her şeyi… Turp sıkayım kıvılcımına…

İğne iğne soğuklar, büklüm büklüm sessizlik. Kimse yok, toz bile. Kütüphanede yatıyor, kuru tellerden öksürüyorum. Bir yudum su içmedim yine bugün, kim bilir neredesin.

Bunu yazan tosun burada kendi yangınını ikinci bir tekilin yağmuruna eşleyip ateş kesiyor. Göz rengi üzerinden, hayli vıcık ve ucuz devşirmeler. Ama gel gör ki bangır bangır ağlıyor rüzgar pencere kenarlarından ve çok acayip karanlık.

Şehirler, odalar, iklimler değişti hatta denizler, ama kumlu ayaklarımla salındığım o hamak kadar yakın olamadım evime hiç.

Çal bir şeyler Rebeka. Elini korkak alıştırma, gönder gelsin.

Reklamlar

Soğuk.

Üşüyor, kalemi tutamıyorum. Ellerim soğuk. Hayat işte…

Dünyanın uzak bir ucuna gitmek, mümkünse daha ahşap ama yine buna benzeyen bir kulübeye kağıtlar, kalemler, soğuklar, hüzünlü üşümeler iliştirmek istiyorum. Gelişlerim, gidişlerim, arkada bırakıp arkama dönmeyişlerim, özleyişlerim olsun duvarlarında.
Sen olma.
Bir soba, birkaç parça odun, bir avuç kestane ile bir göz kulübede… Keman kalem olur, kalem kılıç.
…çıtır çıtır, başta biraz dumanlı, yakan şarkılar.
Yüreğim demini alırken buğulanıyor gökyüzü.

Gökyüzüm.
Sen olma.