Rebeka.

Sazlı sözlü serin, nabzıma şerbet esintilerin. Yanın güzel.

Lâkin bu yanıklar hep sütten ve gördüğün üzere şimdi artık yalnızca haydariye üflemiyorum. Sen gözlerimin içine baktığında o da yakıyor, o kadar olur. Çok güzel bakıyorsun. Gözlerimin içine bakarken çok güzelsin, gülümserken.

Bol naneli rüyalar görüyoruz. Gece güzel.

Lâkin hep sabah oluyor, hep oldu. Hiç tutamadım güneşi, o kadar uzun boylu değilim. Ancak ay ışığında okunuyor dizelerim, şafak atmadan, sen uyurken gidişim ondan. Çok güzel uyuyorsun. Avucumda uyurken çok güzelsin, düşlerken.

Yanın güzel.
Yanında gece güzel.
Gece güzel.
Bu da malûm kâfiyenin sonu.

Reklamlar

Veda. II.

“Ben yetişmiş bir meyvayım, beni tutan sap inceldi artık pıt der düşebilirim her an, hakkını helâl et.”

Gözlerinin içine bakmayı becerebildim alnım omzuna düşmeden önce. Bana bunu söylerken bile aslında benim kendisine borçlandığım adam benden helâllik istiyordu. Yorgundu, çok yorgundu. Ellerinden, yüzünden, gözlerinden, sesinden okunuyordu yorgunluğu. Olmuştu; aynen tarif ettiği gibi bir meyvaydı ve artık sahibine, ona hayat verene dönmek istiyordu.
Gözümün içine baktı, bugüne dek hep gözümün içine baktı zaten.

Okumaya devam et “Veda. II.”