Ben eskidim belki de.

Ha şimdi ha yarın derken yağmurlar aktı gitti, seller, yer gök deniz… Hiçbir damlasını tadamadım. Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. Sade, sessiz karanlık. Neler getirecek kim bilir. 

Çok eskidi bu defter. İçindeki kelimeler toz tuttu artık, kötü şarkılar bile yazılmıyor üzerlerine. Ben eskidim belki de. Sonuna gelirken bir hayatımın, tekrar ediyor sözleri önceki limanların. 

Yeni, yepyeni bir yalnızlığa yol alırken sana yaklaştığımı hissediyorum. 
Yazamadım, görüntüler karışıyor seçemiyorum, sığamıyorum. Bunları bu defterden okumayacaksın ya, ne büyük kayıp. Oysa neler gizlemiştim bu satırların arasına. Dikkatli bakarsan beni bile görebiliyorsun aslında.
Kayıp satırlarım, kayıp zamanlarım var. Aklımda birçok cümle parlayıp sönüyor ama tam olarak bilmiyorum neden, nasıl kaybettiğimi. Hiç hatırlamıyorum neredeydim, kimdim.

Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. 
Bu da yeni âdedim, tekrar tekrar yazıyorum. Üzerine şapka koymayı unuttuğum tüm ‘a’lardan da özür diliyorum bu vesileyle, elimde bir adet erimiş gofret.

Reklamlar

Bu gece karanlık

Güzel.
Bu gece karanlık. Soğuk. Yol ışıkları yağmur damlalarının ardında, bulanık.
Evler, pencereler, hikâyeler… Hepsi sessiz, hepsi uzak bu gece.
Bu gece başrol benim. Benim sahnem bu gece bu şehir.
Beni dinleyeceksin. Beni süzeceksin. Kokumu hatırlayacaksın, boğazına düğümlenecek. Gözlerin yüzüme çevrili; saçımı sakalımı, çizgilerimi göreceksin. Gözlerin gözlerime düşecek.
Gözlerin gözlerime düşecek.
Bu gece gözlerin gözlerime düşecek…
Bekleyeceksin. Sesimi bekleyeceksin. Sesimi, çok özleyeceksin, nefesimi.
Duracaksın, bu sefer sahne benim.
Bu sefer sen kalacaksın, giden benim.

Susacağım.

Bu gece benim.
Bu karanlık benim.

Şimdi git.