Kumsal.

Uçtum, yüzdüm, yoruldum. Tüm notaları susturdum, yalnızca bu ilk sonbahar rüzgârı tıngırdatıyor yaprakları. Bu buzdan güneş tam aradığım.

Sen o kadar beyaz, ben o kadar turkuaz ve her şey o kadar gerçekti ki zamanı durdurdum yıllar sonra. Bir kale yapıp kulesine iliştirdim seni âşık olmamak için ama nâfile; öyle sarışın estin ki omzuna kumlar düştüğünde, dalga dalga güneşle doldu ciğerlerim. Ben eline uzandım ve akmaya başladı kum taneleri avuçlarımızdan. Başını omzuma yasladığında ise çoktan doğmuştu yıldızlar.

Okumaya devam et “Kumsal.”

Bugün hayallere yeniliyorum.

Yağmur yağarken değil de, yağdıktan hemen sonra; güneş göz kırpar, toprak ciğerlerime dolarken özlüyorum seni.

Şimdi gel, şu yaprakların üzerinden süzülen damlaların fotoğraflarını çekelim istiyorum. Aslında inanmam fotoğraflara ben. Bahanesi o zaten, maksat omuzlarımız birbirine değsin.

Her yanım yağmurlu yeşil ve sen çok mavi bakıyorsun.

Bugün hayallere yeniliyorum.

Havalar güzel.

Havalar güzel.

Tropik arkadaşlar var yanımda, hindistan cevizine düşüyorum bu akşam. Ortaya da palmiye yaprağı söyledim, müzik ateşlenince iyi gelir serin serin. Kesmezse de bir şişe yağmur açarım artık.

Keşkelerden bir deniz var ayaklarımın ucundan başlayıp göklere varıyor.
Arada çerez niyetine bir iki hatıranın kabuğunu açıp denize atıyorum, zaman dalgalanıyor. Evet çevreme zarar veriyorum. Mavi vardı benim çok güzel, yeşilim vardı, hiç koruyamadım.

Hayat işte! Kim bilir daha neler… Samandan ceketimi omzuma vurdum, ateşin başında sallanıyorum şimdi şarkılarla.

Ayakların kum dolarsa aklında olsun; iskarpinleri çıkar, çorapları çıkar, paçaları sıva ve ufak ufak yürü suya doğru. Her adımında af dile.